Haber Detayı
03 Haziran 2020 - Çarşamba 08:29 Bu haber 658 kez okundu
 
DR ALPER AKÇAM: KENDİME HAKSIZLIK MI ETTİM?
İnsanın yaşam çizgisindeki kimi davranış biçimlerini ve alışkanlıklarını değerlendirebilecek tek ve ortak bir ölçü olamaz… Hepimiz kendimizi iyi ve doğru şeyler yapıyor gibi görürüz ama başkaları bizim gibi düşünmeyebilir. Bahtin’in ayna metaforu üzerine söyledikleri hep düşündürür beni; aynada gördüğümüz kendimize değil, başkalarına nasıl göründüğümüz önemlidir; gerçeğe daha yakın olan odur…
SAĞLIK Haberi
DR ALPER AKÇAM: KENDİME HAKSIZLIK MI ETTİM?

Dün sabah çok erken sayılmayacak bir saatte bir sağlık sorunu ve kan testleri için yakınımızdaki aile sağlığı merkezine gittim. Kapının önünde sigara içen iki doktoru geçtikten sonra içeri girdim. Bir tek hasta bile yoktu salonda, benim aile hekimim de aralarında olmak üzere hiçbir hekim yerinde değildi. Girişteki görevliye (her geleni bir olumsuzlama ile geri çevirme, ters bir şeyler söyleme ile görevlidir kendisi) sordum, “birazdan gelir, dışarıda otur amca!” deyip beni dışarı çıkarmaya çalıştı. İçeride oturmamın, hastalara ait bekleme salonunda bulunmamın ona ve oranın işleyişine nasıl bir zararı olacaktı bilemedim, “ya sabır,” deyip kendisine aynı ses tonuyla yanıt vermedim; neyse ki doktorumuz tam da konuşma üzerine bir yerlerden ortaya çıkıverdi, istediğim testlere ilişkin kaydı girdi sisteme. Bu kez kanımı alacak hemşiremizi aramaya başladım. Yukarıdan, kapıdaki görevlinin “orada oturun, o gelir,” diyen yüksek sesli uyarısı da benimle dolaşıyordu. İçeriden ses gelen 112 yazılı bir kapıyı açtım; kalabalık bir grup, maskesiz, sigara dumanları içinde yüksek sesle şakalaşıp gülüşüyordu; “karşı tarafa bak,” diye geri çevirdiler beni…

 


Bu tablo çok ayrıksı, çok ender görülebilecek ama içinde bizi düşündürecek çok şeyler içeren bir tablo…
Hasta bekleme salonu bile kendisine çok görülen eski bir sağlık çalışanı olarak o anki durum taş gibi çöktü içime… Yoğun bakımlarda yaşam tehlikesi altında çalışan, filyasyon ekiplerinde görevli, dünyayı kasıp kavuran salgını yerinde kontrol etmeyi başarmış özveriyi baş tacı yapmış sağlık çalışanlarımızı bu tablodan hemen ayırmak ilk işimiz olmalı…
Ne yazık ki, böyle tablolar da yaşanıyor ülkemizde.

 


O an, belki de zamanında kendime çok haksızlık ettim diye düşündüm. Yıllarca o ağır iş yükü altında kendimi ezdirdim… Bir avuç sağlık çalışanı (gerçekten de sayımız parmakla sayılabilecek kadardı) olarak Karabük’te her gün sayıları iki bine yakın hastayı karşılardık. Gece gündüz ne acil ameliyatları biterdi, ne aylar önceden en ağır ameliyatlar için randevu verilmiş hasta yığılmalarının arkası gelirdi. Bir sabah o an hastanenin çalışan tek genel cerrahı olarak önce koca cerrahi katının, sonra da hekimleri o gün bulunmayan, benim baktığım kadın doğum kliniğinin pansumanlarını, vizitlerini yapmıştım. Sordum toplam hastayı, söylediler. Söylemesi kolay, inanması zor, tam 96 yatan hastadan sorumlu hekim idim. O günlerde gece gündüz her türlü yaralanma, organ delinmeleri, trafik kazaları, bağırsak dolaşmaları yanında zorunlu durumlardı doğum da yaptırıyor, sezeryan da yapıyor, bir ortopedist gibi kırık da sarıyordum. Gündüz poliklinik sayısı da kimi gün 200’ün üzerine çıkıyordu. Yazı yazmaktan parmaklarım nasır içinde kalmıştı; önlük cebimde sıra sıra kalemler taşırdım. Bistüri kadar kalem de düşmüyordu elimden...

 


Çok yoruluyordum… Aynı zaman diliminde yeni kurulmakta olan Antalya Tıp Fakültesi akademik kadrosuna katılmak üzere çağrı da almıştım. Başka çok uygun koşullarda çalışma olanakları da vardı; açıktan teklifler geliyordu.
Ben o kadar işi, o kadar hastayı kime bırakacaktım ki…

 


Ne hafta sonu, ne bayram, hiçbir yere kıpırdamaz, kıpırdayamazdım. Ya birine bir şey olursa şehirde, yüzlerce kilometrelik çevresinde... İnsanlar benim çalıştığım hastaneye güvenip geleceklerdi. Nasıl geri çevrilebilirlerdi, git başının çaresine bak denilebilirdi?

 


Sonraki yıllarda çevre illere, ilçelere de meslektaşlarım atandı… Hafta sonları, bayram tatillerinde bırakıp bırakıp gittiler yerlerini. Onların bulunduğu yerlerden gelen hastalar yine bana kaldı. Aynı şehrin devlet hastanesinde çalışan hekim arkadaşlar mühendisler kulübünde, memurlar kulübünde oturup şehrin ileri gelenleriyle kafa çeker, oyun oynarken, o hastaneye gelen acil hastalar da “doktorumuz izinli olduğundan” notuyla bize, sigortaya havale edilirdi.
Çok yıllar sonra, on yıllar sonra karşılaştığım, o zaman diliminde Kastamonu’da çalışmış bir hemşire arkadaş bana demişti ki, “adınızı duymuştuk, hiçbir hastayı geri çevirmediğinizi biliyorduk, hastaları hep sizin oraya gönderirdik…”
Bir yandan hastanede düzen ve disiplini sağlamaya çalışan ilkeleri olan bir hekim olarak çalışırken bir yandan da yapabildiğim kadarıyla hastalarla şakalaşmayı, onların gönlünü almayı ihmal etmezdim.

 


Dün, boş bir bekleme salonundan bile “dışarı çık amca,” diye geri çevrilirken geldi bu soru aklıma…
“Acaba kendime haksızlık mı ettim?”

 


O atmosfer içinde kendisine ulaşmaya çalıştığım, daha önce uzun aralıklarla birkaç kere görüştüğüm, aramızda hiçbir yakınlık bulunmayan İbni Sina’da görevli uzman hekimin telefonumu adımı vererek açmasıyla dünyalar benim oldu yeniden… Numaramı kaydetmişti demek ki… “Dışarı çık amca,” demeyenler de vardı…

 


Tek bir güzel davranışın, bir tek güleryüzün karşımızdaki insanı nasıl mutlu edeceğini bilemiyoruz sanırım kimi zaman…


Aynada nasıl göründüğümüze değil, başkalarının hakkımızda ne düşündüklerine daha çok değer verelim bence…

Kaynak: Editör:
Etiketler: DR, ALPER, AKÇAM:, KENDİME, HAKSIZLIK, MI, ETTİM?,
Yorumlar
Haber Yazılımı